KKKA’nın İlk Adı Tokat Hastalığıydı

 İlk olarak Kongo’da görülen, daha sonra ise Birinci Dünya Savaşı sonlarında da Kırım’da rastlanmasından dolayı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi adını alan, kene ısırması sonucu meydana gelen hastalıkla ilgili Üniversitemiz Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aynur Engin açıklamalarda bulundu.


Prof. Dr. Engin, Türkiye’de ilk vakaların Kelkit Vadisi’nde görüldüğünü ve hastaların birçoğunun Tokat’tan geldiği bu yüzden de “Tokat Hastalığı” adının verildiğini anlattı. Engin ayrıca Türkiye’de ilk tanının 2003 yılından sonra konulduğunu belirtti.

Hastalığa; Tokat, Sivas, Yozgat, Gümüşhane gibi illerde daha çok rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Engin, “Türkiye geneline bakıyoruz, şu ana kadar 10 bin 562 hasta tespit edilmiş ve bunun 1683 tanesi bizim üniversitemizde takip edilmiş. Tabii bu hastaların hepsi Sivas’tan değil. Komşu illerden de geliyor.” diye konuştu.

“KKKA Konusunda Tecrübeli Bir Merkeziz”

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi konusunda ülkemiz sağlık çalışanlarının tecrübeli ve donanımlı olduğunun altını çizen Engin, Üniversitemizin bu hastalıkla mücadelede ülke çapında üst sıralarda yer aldığını anlatarak şunları söyledi: 

“Sivas Cumhuriyet Üniversitesi gerçekten bu konuda çok fazla hasta takip ediyor. Temizlikçisinden, doktoruna kadar bütün personelimiz, hemşirelerimiz hatta öğrencilerimiz bile çok tecrübeli. Tek kişilik odalarımızın olması büyük bir avantaj. İyi bir kan merkezimiz var. Bunların hepsi bizim için çok büyük bir avantaj. Zaten Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı ile ilgili çalışmalarda Cumhuriyet Üniversitesi’nin çok ciddi yayınları çıkıyor. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi deyince dünya literatüründe Üniversitemizle ilgili alt metinler çıkıyor. Kaldı ki çeşitli projelerde de TÜBİTAK’tan da yurt dışından da hocalarımız mevcut. Tecrübeli bir merkeziz bu alanda.”

“KKKA’dan Hastaların Yüzde 95’i Kurtuluyor”

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi deyince bütün hastalar ölecek diye bir korkunun yersiz olduğunun altını çizen Engin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Çünkü yüzde 95’i kurtuluyor. Korkmamak lazım, bilinçli olmak lazım. Ama tabii ki hastalığın çok görüldüğü yerlerde kişinin kendisini koruması lazım. Kene teması yapılacak işlemlerden kaçınmak lazım. Hayvan birimleriyle alakalı çalışmalar çok önemli. Bu hastalıktan vefat eden kişiler olursa bunların gömülmesi aşamasında gerekli şeylere çok dikkat etmek lazım. Yıkanmasında ve defnedilmesinde önerilen temizleme usulleri, gömülme şekillerine uyulması gerekiyor.” 


Kenenin ısırdığı kişilerin dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Engin, hemen en yakın sağlık merkezine gidilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Engin, “Diyelim ki sağlık kuruluşuna gidilme imkânı yok, kişi kendisi de yapabilir. Ama burada önemli nokta keneyi doğru çıkartmak. Burada dikkat edilmesi gereken çıkarma işlemi yaparken keneyi kusturmamak. Bazen görüyoruz; kolonya, deterjan, sigara, aseton gibi farklı farklı şeylerle keneyi çıkartmayı deniyorlar. Bunu kesinlikle önermiyoruz. Şu açıdan önermiyoruz diyelim ki kene KKKA virüsü taşıyor, kişiyi de ısırdı kan emiyor, henüz virüsü vermedi. Ama siz kusturursanız zaten orayı delmiş, kusmuğuyla kişiye mikrobu vermiş oluyor. O yüzden kusturulmaması gerekiyor.” ifadelerini kullandı. 

Kene ısırmasına karşı alınacak önlemlere harfiyen uyulmasının önemine değinen Engin, “Küçükbaş, büyükbaş hayvan sahipleri hayvan sağlığı ile ilgili birimler, bakanlıktaki ilgili kişiler ilaçlama öneriyorlar bu kene popülasyonu azalsın diye. Bu ilaçlamaları yapacaksınız. Kırım Kongo Kanamalı Ateşinin görüldüğü bölgelerde çayıra çimene uzanmayacaksınız. Çünkü kene uçmaz, kene yürür. Kene çıplak teni arar, kan emmek için. Tarlada mümkün oldukça çıplak ten olmaması gerekir. Uzun pantolon giyebilirsiniz, çorabı pantolonun üzerine çekmek doğru bir uygulama.” dedi.
 









  • Haber Tarihi : 29.05.2019

AYLARA GÖRE HABERLER