KUBREVİ TARİKATININ TÜRKMENİSTANDAKİ ETKİSİ
Yrd. Doç. Dr. Durmuş TATLILIOĞLU*
I-GİRİŞ
a) Yöntem Ve Veri Toplama
Türkmenistanda
tarikat ve dinselleşme olgusu üzerinde günümüzde pek çok şey söylenmesine rağmen
bu konuda saha araştırması yok denecek kadar azdır. Kubrevi tarikatı üzerine
yapılan bu incelemenin amacı, genelde toplumsal değişme perspektifinden
Türkmenistanda yaşayan insanlara bu tarikatın etkisini
incelemektir.Türkmenistan dışında müritleri olan bu tarikatın uluslararası
bağlantısı konusunda elimizde pek bilgi bulunmamaktadır. Araştırmanın yöntemi
"katılarak gözlem, kaynak kişiler, vidao kamera ve literatür
taraması" şeklindedir.
Tanımlayıcı,betimleyici ve durum saptayıcı nitelikte olan bu çalışma
tarikatın ve dinin etkisi teolojik düzeyde değil toplumsal bir olgu olarak ele
alınıp incelenmiştir.
Toplumsal
yapının bir öğesi olarak din ve tarikat olgusu, toplumdaki genel değişmeden
bağımsız değildir. Toplumsal yapıda meydana gelen değişme süreci içinde
bunların değerler ve davranış biçimlerinde de değişme kaçınılmaz olacaktır. Her
sosyal yapı, bu yapıyı meydana getiren sosyal müesseselerin,insan ilintilerinin
ve bunların karşılıklı münasebetlerinden doğan sosyal değerlerin birbirini
karşılıklı olarak etkiledikleri bir bütündür ve bu bütün her zaman aynı olmayan
bir hız ve tempoyla dğişir. Bugün Türkmenistanda İslami yeniden canlanış veya
gelenekselleşme olarak adlandırılan olgu, bu önemli değişmenin kendini ifade
ediş biçimidir.Dinin değişen toplumsal yapıya uyum sağlama sürecidir. Bu
süreçte din farklılaşma ve muhafazakar bir düşünce olarak önem
kazanmaktadır.
Kubrevi
tarikatı ile ilgili çalışma yapmak araştırmacıya yabancı olan bir konu
değildir.Araştırmacının doktora konusu Rufa-i tarikatıdır.Kubrevi tarikatının
kurucusu Necmettin Kubranın mezarının Türkmenistan topraklarında olması,
araştırmacının da üç yıl Türkmenistanda bulunması bu konu üzerinde inceleme
yapmasında etkili olmuştur.
b) Sosyo-Kültürel Çerçeve
Türkmenistenın
Taşhavuz vilayetinin Köhne-Ürgenç etrafına 8 Mart 1998de araştırma ve inceleme
yapmak için gittik. 8 Mart Türkmen toplumunda önemli bir gündür.
Türkmenistanın ekonomisinde, sosyo-kültürel yapısında etkili olan kişilerin
başında ayallar(kadınlar)gelmektedir. Bu gün Türkmen kadınlarının bayramıdır.
Kadınlar bayramına Türkmenler ve orada yaşayanlar önem vermektedirler. Bayramda
kadınlara çiçek veye herhangi bir hediye vermek Türkmenlerin adeti haline
gelmiştir. Her gördüğün kadının bayramını kutlamak gerekir. O gün kadınların
bayramını kutlamazsanız kırılmaktadırlar. Bu nedenle o gün kadınlara hediye
alınır ve onların bayramı kutlanır.
Türkmenler
arasında yaygın olan halk inancına göre ayallar(kadınlar) gününde mutlaka
yağmur yağar. Bu nedenle bize bu geziye gitmememiz söylendi. Gerçektende o gün
akşama kadar yağmur yağdı. Türkmenistanda bulunduğum üç yıl içerisinde 8 Mart
Kadınlar Bayramı günü yağmur yağdığını gözlemledim. Türkmenler, Kadınlar
Bayramında yağmurun yağma nedenini şu şekilde açıklamaktadır: "Ayalları (Kadınlanı)
Hüda (Allah) çok hassas yaratmış. Kadınların duygusal yapıları vardır.
Çağalarını (çocuklarını)yetiştirirken fedakarlık gösterdikleri için, bir neslin
yetiştirilmesinde gözyaşlarıyla bir fidanı sular gibi zahmet çektiklerinden
Hüda onlar ağlamasın diye gökyüzünü ağlatmaktadır. Gökyüzü onlar adına sevinç
gözyaşları dökmektedir"[1]. Bu gün Allah kadınların
ağlamasını değil sevinmesini istemektedir diye inanılmaktadır.
c) Coğrafi Ve Tarihi Çerçeve
Köhne-Ürgenç
şehrine geldiğimizde okul müdürü İbrahim Bey ve Yahşi Murat Bey rehberlik
yaptılar. Köhne-Ürgenç şehri eski ve yeni olmak üzere iki yerleşim alanına
yayılmıştır. Tarihi yerler yeni yerleşim yerinden 7 km uzaklıktadır. Eski
yerleşim yeri olan Köhne-Ürgenç şehrinin dört kapısı vardır. Birinci giriş kapısından
sonra kervansarayla karşılaşılmaktadır.Burası öncelleri dışarıdan gelen
misafirler ve hayvanları için konaklama amacıyla kullanılmıştır. Kervansarayın
çinileri ve sıvası dökülmüş harabe haldedir fakat dimdik ayakta durmaktadır.
Burada buna benzer pek çok tarihi eser bulunmaktadır. Burada en çok ziyaret
edilen yerlerin başında Necmettin Kubrevinin türbesi ve Karakapı Ata'nın
türbesi gelir. Gezi anında burada Türkmen kadınlarını ziyaret ederken gördük ve
onlarla kısa bir video röpörtajı yaparak ziyaretlerinin amacını öğrenmek
istedik. Karakapı Atayı ziyarete gelen Türkmen ailesinden Cennet Tuvakbayova
ile görüştük. Ziyaret sebeplerini şu şekilde açıkladı: "Benim özüm yaş vaktimde kesel
boldum buraya geldim. Keselden kurtuldum. Sonra durmuşa çıktım, çagam olmadı,
buraya geldim ve çagam oldu, şimdi ise kızım kesel boldu, onu getirdim, dua
ettik inşallah geçeceğine inanıyorum" demiştir. Türkmen dilinden Türkiye Türkçesine aktaracak olursak "ben
çocukluğumda hastalandım buraya geldim, iyi oldum.Sonra evlendim çocuğum
olmadı, burayı ziyaret ettim çocuğum oldu. Şimdi ise kızım hasta oldu onu
getirdim, dua ettik inşaallah
geçeceğine inanıyorum". Burayı daha çok hasta olanlar dilek ve istekte
bulunmak için ziyaret ediyor, dua ediyor,çaput bağlıyor, dilekte bulunuyor,
isteği yerine gelirse burada kurban kesmektedirler.
Yahşi Murat Bey eski Köhne-Ürgenç şehrinin yedi metre toprağın altında olduğunu
ifade etmiştir. Moğollar Köhne-Ürgenç şehrini ablukaya alıyorlar ve şehir
halkına teslim olursanız kan dökmeyeceğiz diye söz veriyorlar. Halk teslim oluyor fakat evlerini terk etmek
istemiyor. Cengiz Han şehrin içinden geçen ırmağın yolunu askerlerine
kapattırarak suyu yerleşim yeri üzerine vermiştir. Halkı suda boğarak kan
dökmeme sözünü tutmuştur. Tarihi anıtlar ve çok büyük minareler toprak altında
kalmıştır. Halk üzerlerine suyun geldiğini görünce tarihi kitapları ve eserleri
Kırk Molla denilen tepenin altındaki kütüphaneye dolduruyor ve üzerini toprakla
kapayarak muhafaza ediyor. Günümüzde Amerikan kredileri ile bu kütüphane ve
içindeki tarihi eserler kazı yapılmak suretiyle çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Köhne-Ürgenç
şehrinde Müslüman ve Hıristiyan mezarları birarada bulunmaktadır. Hıristiyan
mezarlarının başında bir tahtaya çakılmış üç tane haç şeklinde parça vardır ve
en alttaki parça kırık gibi yatık olarak yapılmıştır. Bunu Hıristiyanlar ölen
kişiye yas olarak dünyadan bir Ortadoksun ayrılışının üzüntüsünü belirtmek
amacıyla yapmışlardır. Dikkat çeken diğer bir husus ise Hıristiyan
mezarlarında, ölen kişinin resminin bulunması ve mezarın başına yedi basamaklı
merdiven konulmasıdır. Bunun nedenini İrina Aleksandiroviç şu şekilde
açıklamıştır: "Hz. İsa göğe çıktığı için,burada yatan ve ona inanan
kişinin de merdivenle ona ulaşacağı fikrinden kaynaklanmaktadır".
Müslüman
olanlar ise Türkmen evliyalarının
mezarlarını, kubbe şeklinde,normal insanların kini ise çadır veya ev şeklinde yüksek tümsekler halinde
yapmışlardır. Müslüman mezarları kıbleye (Kabe'ye) göre ayarlanmıştır.
Köhne-Ürgenç'te
"Daş Medjit"adı verilen tarihi eserler müzesinin müdürü Yahşi Murat
Aşırov, Necmeddin Kübra'nın türbesi ve yakınında bulunan müze hakkında bilgiler
vermiştir. Necmeddin Kübrevi'nin türbesinin girişinde bulunan tarihi, kemer
şeklindeki kapı öne doğru eğik durmaktadır. Türbenin çinileri ve Kur'an
yazıları dökülmüş, bulabildiklerini tekrar tamir ve restore etmişlerdir.
Türbenin boynunu bükmüşcesine durmasının sebebini şu şekilde açıklamıştır:
"Pirler,evliyalar ve büyük zatlar büyüklenme göstermeyip tevazu
gösterdiklerinden türbeleri de onlar gibi devamlı tevazu halinde bulunmaktadır.
Bu durum türbenin içinde yatan zatın yaşayış özelliğine uygunluk
göstermektedir".
Necmeddin
Kubra'nın yaşadığı dönemde İslam toplumlarında bulunan mekteplerden biri burada kurulmuştur. İlk İslam Üniversitesi
olarak adlandırılmıştır. Necmeddin Kubra'nın 360 tane halifesi olmuş ve bunlar
çeşitle yerlerde bu tarikatın şubelerini açmışlardır. Bu bölgeye 360 evliyalar
denilmektedir. Buraya üçyüz altmışlar denmesinin diğer bir nedeni de şehrin
ortasından geçen nahrin kollarının 360 tane olmasıdır. Üçüncü nedeni ise Mekke
feth edildikten sonra Kabe'de bulunan Allah'ın suretleri diye anlatılan
putların buraya getirilmiş ve müzede saklanılmış olmasıdır. Örnek olarak müzede
bulunan bir put şeklinin (yer, su, hava"asman", ateş, "od",
Hüda'nın şekli olduğu görüşü yaygındır.
Türkmenler'de
dört büyük veli vardır. Bunlar: "Priyar Veli, Danıyar Veli, Şıhatar Veli
ve Döven Veli"dir. Bu dört pirin mezarları da burada bulunmaktadır. Kim
ömründe Necmettin Kubrevi'nin türbesini üç defa ziyaret ederse hac yapmış olacağına inanılmaktadır. Türkmenler
tarafından burası ikinci Mekke olarak kabul edilir. Murat bey, müze içerisinde
bulunan tarihi eserlerin yedi bin yıllık olduğunu söylemiştir. Müze içerisinde
Necmettin Kubrevi'nin öğrencisi Cemil Can'ın Moğollar tarafından şehit
edildikten sonra "sumru" şeklinde bir kuşun onun canını yani ruhunu
alıp Huda'yla (Alah) konuşturacağı ve sonra cennete götüreceğini,çini bir
fayansla yapılmış mezar taşının üzerine resmetmişler. Bu kuşun Tanrı ile
insanlar arasında elçilik yaptığına inanılmaktadır.
Müze müdürünün
bir diğer ilginç açıklaması da Türkmen boylarından olan Yomutlar için kutsal
sayılan it (Türklerde bozkurt) içecek ve yiyeceklerinin verildiği
"yalak" olarak isimlendirilen kutsal eşyadır. Hatta Yomutlar kurttan
geldiği için İt'e, Hüda (Allah) demişlerdir. Eyumit, Yomut, yemit, denmesinin
sebebi soylarının itten geldiği inancını taşımaktadırlar. Türkler ateşperest
(odperest) olduklarında ölen insanları itlere yedirmelerinin sebebini, bunun
tanrı olarak inanılmasının bir sonucudur diye açıklamışlardır.
Bir diğer
açıklamada da Türkler göçebe olarak yaşadıkları için ölmüş olan kişilerin
kemiklerini çadır nereye gitmiş ise "süngü"denilen içine kemiklerin
konduğu bir sandukça ile taşımışlardır. Kemiklerin bulunduğu süngü, çadırın
veya evin ilk girilen yerine asılarak atalarını unutmamalarını sağlamışlardır.
Bu davranış Türklerin Atalar ruhuna inanmalarının bir sonucudur Köhne-Ürgenç'ten
Amu-Derya(Ceyhun) ırmağı geçmektedir. Tarihte belli zamanlarda bu ırmağın
yatağı değiştiği için halk suyun bulunduğu yere göç etmiştir. Örneğin buranın
halkı Toprakkale'ye (Ürgenç'e 180 km.uzaklıkta) ve Özbekistan'a göç
etmişlerdir. Özbekistan'da Yeni Ürgenç adıyla bir şehir kurmuşlardır.
Günümümüzde Amu-Derya'dan kanallarla su getirilmiştir.Tarihte burada çok büyük
ilim adamları yetişmiştir. Ürgenç'te yetişen ilim adamlarının eserleri vardır.
Bunlardan müzede eseri, ismi ve resmi olanlar şunlardır: 1-Ali
İbni Sina (Tıpçı ve Filozof) 2-Beyruni
(Matematikçi) 3-Muhammed
Abdul Geldi (Türk Dilleri bilimcisi) 4-Zamahşeri
(Tefsirci) 5-Muhammed
İbnül Harezmi (Alim) 6-Necmeddin
Kubra (Tasavvufçu ve Şair) Köhne-Ürgenç,
tarihte Harezm'in başkentliğini yapmış ünlü bir şehirdir.Şehrin dışında
Daşkale, Bent ve dört tanede kervansaray kurulmuştur. Alkabilen kervansarayı
şehrin ilk girişişinde bulunmaktadır. Novır, Akçakale, Paragatçılık, Kocaeli
gibi kervansaraylar da vardır.
Köhne-Ürgenç'e
damgasını vuran tarihi minarenin dengeli olabilmesi için 24 metre toprağın
altında olduğu rivayet edilmektedir. 7.asırda İslamı kabul eden Türkmenler
Ürgenç'e 40 mescit ve minare yapmışlardır. Bunun en belirgin örneği Kutlu
Kemal'in yaptığı eğri minaredir. 64 metre olan bu minare günümüzde 58
metredir.6 metresi toprak altında kalmıştır.
Harezm lideri
İl Aslan ve Sultan Tekeş'in türbeleri ve camisi vardır. Türbe, mescit,
kütüphane ve külliye kurdurmuşlardır. Kırk molla tepesinde yüzotuzyedi ilim
adamının eserlerinin bulunduğu bir kütüphane vardır. Dünyayı etkileyen
eserlerin orjinalleri buradadır. Eskiden 22 Mart Nevruz günü yılda birkez
kütüphane halka açılıyor,ancak ilim adamlarına giriş serbesttir. Türebeg
Hanım'ın türbesi,Harzemşahların köşkü olarak yapılmıştır.
II-KUBREVİ TARİKATININ YAPISI
a) Kubrevi Tarikatının tarihi
Türk kültür
tarihinde etkili olmuş birçok velinin hayatı gibi Necmeddin Kubranın hayatı da
sisler arkasında kalmıştır. Örnek insan tipi olarak karşımıza çıkan veli
tiplerini halk kendi düşüncelerine benzer karakterler haline getirmiş ve gerçek
hayat hikayelerinden büyük ölçüde uzaklaştırmışlardır.İslamiyetin kabulünden
sonra nesillere dini terbiye ile vicdani ve ahlaki davranışları telkin eden,
toplumu mazi etrafında bütünleştirmeye yönelten tevhid değer hükmünü benimsemiş
şahsiyetlerden biri de Necmeddin
Kubradır.
Daşhovuzun
bölge merkezi olan Köhne-Ürgenç'in adı Harezmin başkenti olan Ürgençten
(Gürgenç-Cürcen) gelmektedir. 1646 yılında Abdulgazi, şehrindeki insanları yeni
şehire (yani Taze Ürgence) taşıyor. O yüzden eski Ürgenç şehri Köhne-Ürgenç
olarak adlandırılıyor. Köneürgenç Amuderyadan 40 km uzaklıkta, Hoca ili
demiryolu istasyonundan 35 km güney batıda ve merkezden 89 km kuzey batıda
bulunuyor. Güney tarafında Harezmin merkezi olan eski Ürgenç bulunmaktadır.
Burada XII-III y.y ait olan Törebey Hanının, Tekeş sultanın, Necmeddın
Kubranın, Sultan Alınin mezarları bulunmaktadır [2].
Ürgencin
hükümdarı Memnun İbn Muhammed, Amudaryanın sağını solunu birleştiriyor ve
Ürgenç'i başkent yapıyor. Harzemşahlılardan İl Arslanın (1156-72) oğlu Aladdin
Tekeşin (1172-1200) ve Muhammedin (1200-1220) idareciliği döneminde doğunun
en gelişmiş siyasi, kültürel ve ticari merkezi olmuştur. XIII yy. Moğollar Orta
Asyayı ve Harezmi fethediyor.
Savaşta Köhne-Ürgençin en güzel binalarını yıkıyor. Arap seyyahı İbn-ı Batuta
(1333) Türk şehirleri arasında Ürgençin en güzel olduğunu, sokaklarının
genişliğini, pazarda istenilen herşeyin bulunduğunu anlatmaktadır.[3]
Necmeddin
Kubranın mezarı XIV yy. 30. yıllarında yapılmış olup Sultan Alinin türbesi
ile yanyana bulunmaktadır. Bu iki kabir karşı karşıya olarak bir küçük avluyu
meydana getirmektedir. Avlunun bir köşesinde kilden ve tuğladan yapılmış
kubbeli bir ev vardır. Bu kabir orta asırların mimarisine göre konselos
yelkenleri ile onaltı genli traşpete üzerinde duran tuğla kalınlıkta yukarısı
kubbe ile örtülmüştür. Oda tabanı 26x5 cm ölçülü tuğla ile döşenmiştir. Orada
dünyada az rastlanan kabir üstleri bulunmaktadır ve çok güzel renklerle
(gökyüzü, mavi, beyaz, kahve) sırçalanmış ve süslenmişlerdir. Bunların dışında
türbenin oyma nakışlı güzel kapıları vardır. Seyrek renkli sırçaların birçok
parçası günümüze kadar gelmiş ve onlar müzede saklanmaktadır. Sırçanın
üzerindeki beyaz şekilli yazılarından onun Moğol saldırısı zamanında vefat eden
Şeyh Necmeddin Kubraya ait mezar olduğu ve Gutlu Temir Toylenin idareciliği zamanında yapılmış olduğu
anlaşılmaktadır.[4]
b) Kurucu Şeyh Necmeddin Kubra
Kubreviye ve
Zahabiye tarikatının kurucusu Ahmed bin. Ömer Ebul Canap Necm-ed-din el Kubra
el Hivaki el Harezmi dir. Bu künye kendisine rüyada peygamber efendimiz
tarafından verilmiştir. Tammal el Kubra(Büyük kıyamet)Şayh-i vali-taraş
veli yetiştiren şeyh lakaplarıyla da anılmaktadır. Hicri 540 (1145) senesinde
Harezmin (günümüzde Köhne-Ürgençin) Hayvek köyünde dünyaya gelmiştir.
Süfiliğin gelişmesindeki rolü çok büyük olmuştur ve sayısız talebeleri arasında
tasavvuf akidesinin birçok temsilcisi bulunmaktadır. Orta Asyada bugün de
anlatılmakta olan birçok efsane ona bağlanmaktadır. Necmeddin Kubranın irşadla
görevli 360 kadar halifesi olduğu söylenmektedir.
Necmeddin
Kubra genç yaşta seyahatlere çıkmış ve Mısırda meşhur Şeyh Rüzbihan el Vazzan
el Mısrı ile tanışmış, onun müridi olmuş ve şeyhin gözetiminde son derece sıkı
riyazet (ruh terbiyesi) geçirmiştir. Daha sonra kızıyla da evlenerek şeyhinden
bir evlat muamelesi görmüştür. Bir gün İmam Ebu Nasr Hafzanın Tebrizde sünnet
hakkında güzel dersler verdiğini duymuş ve tebrize giderek ondan kelam dersleri
almıştır. Necmeddin Kubra,Şayh üs Sünna val Maşalihadlı mukaddime
mahiyetinde bir eser yazmış ve bu eser hakkındaki bir münazara (tartışma)
esnasında şeyh Faraç Tabrizi ile tanışmış ve onun tesiri altında kalarak kelamı
bırakıp tasavvufa yönelmiştir. Baba Faraç her türlü bilgi iktibasını (alımını)
lüzumsuz görüyordu. Ona göre bilgi ancak ilahi bir ilham ile mümkündür.
Necmeddin Kubra çok geçmeden bu şekilde hedefe ulaşamayacağını anladı. Şeyh
Ammar-i Yasire intisap etti ve onun tavsiyesi üzerine tam bir sofi olabilmek
için İsmail Kasrinin mekdebine dahil oldu. Buradan da ikinci hırkaHırkai
Tabarruka"sını aldı ve ilk şeyhi olan Baba Faraç'a geri döndü ve O da Necmeddin Kubrayı Harezme
gönderdi.[5]
Necmeddin
Kubranın Harezmde vaaz ve irşadları büyük bir rağbet kazanmıştır. Kendisi hadis ilminde de uzman olduğundan
gençliğinde girdiği her tartışmadan üstün çıktığı için büyük kıyamet anlamına
gelen " Tammetül Kubra " adıyla anılmaya başlanmıştır. Sonra Kubra
kelimesi lakabı olarak kalmıştır.[6]
Harezmde
XII-XIII. asırda büyük mutasavvıflar yetişmiştir. "Necm al Din Bağdadi,
Sad al Din Hanavi, Baba Kemal Cündi Şayh Razi al Din, Ali Lala, Sayf al Din
Baharzi. Necm al Din Razi " bunlardan birkaçıdır. Mevlana Celaleddin
Ruminin babası Bahaddin Veled de talebeleri arasında görülmektedir.
Şems-i Tebrizi
bazı kaynaklara göre Necmeddin Kubranın halifesi Baba Kemalin
dervişlerindendir.[7] Mevlana Celaleddin-in
babası Bahaddin Muhammed Veledin Necmeddin Kubraya Şems-i Tebrizinin de
Necmeddinin halifelerinden Baba Kemal-i Cündi'ye mensup oldukları
görülmektedir. Kubreviye tarikatı daha çok Orta Asyada etkili olmuş fakat
Nakşibendiye ve Mevleviye tarikatlarına da tesiri olmuştur.
c)Kubrevi Tarikatında Ritüeller
Kubrevilerin
tarikat silsilesi : Cüneyd-i Bağdadi, Ebu-Necib Suhreverdi, Ammar bin Yasır ve
Ahmed Necmeddin Kubrevidir.
Kubreviye
tarikatının üç temel esası vardır:
1-Tedrici
olarak yemeği azaltmak.
2-Kamil bir
mürşidin iradesine tabi olmak.
3-Cüneyd-i
Bağdadinin sekiz esasını yerine getirmektir.
Necmeddin
Kubra şeriat ilkelerine bağlı, sünni bir anlayışla din ile tasavvufu
uzlaştırmaya çalışmıştır.Kubreviye tarikatına mensup olanlar şu esaslara uymak
mecburiyetindedirler; "Beden temizliği, halvet, susmak,oruç tutmak,
zikretmek, teslim olmak, akla gereksiz şeyleri getirmemek, kalbi şeyhe
bağlamak, ancak zorunlu durumlarda uyumak yeme içmede perhize dikkat
etmek".[8] Tarikat törenleri topluca
tekkede yapılarak şeriata uyularak Allah adı zikredilir. Kubrevilikte
sunniliğin tüm kurallarına uyulur. Bu nedenle Türkmenler şia olan toplulukları
sevmemekte ve onları İslam dışı olarak görmektedirler.
d) Necmeddin Kubra'nın Şehit Edilmesi Ve Türbesi
Necmeddin
Kubra Harezmin Moğollar tarafından işgalinde 13 Temmuz 1226da (Bir rivayette
Eylül 1221) Cengizin askerleri tarafından şehit edilmiştir. Necmeddin
Kubranın hayatını yazanların tamamı şeyhin açıktan açığa düşmana kafa tuttuğu
ve elinde kılıç olarak şehit düştüğü hususunda aynı görüşü paylaşmaktadırlar.
Leningrad Şark Tetkikleri Enstitüsü'nde şark türkçesi ile yazılmış olan
"Şeyh Necm al-Din Kubra-nı Şehid kılıp şehri Harezmini harab kılganının
beyanı". Bu eser Harezm'in son günlerini ve tahribatını anlatan tarihi bir
romandır. Bu eserde Necmeddin Kubra'nın Moğollara karşı mudafası
anlatılmaktadır. Kendisinin manevi kudreti sayesinde şehrin Moğolların eline
düşmesine mani olduğu, ancak oradan ayrılmaya karar verdiğinde ise şehrin
düşmanların eline geçtiği anlatılmaktadır. Bu roman Katip Çelebi (1234) nin
zikrettiği "Tuhfat al Fukara" adlı Necm al Dinin farsça bir hal
tercümesinden alınmış olması mümkündür. Necmeddin Kubra aynı zamanda çok
eserleri olan bir yazardır. Süfiliği ilgilendiren bir çok konu hakkında değerli
risaleler bırakmıştır. Eserlerinin çoğu Arapça olarak yazılmıştır.[9]
Necmeddin
Kubranın mezarı 1851 yılında meşhur İran alimi Rızakulıhan Köhne-Ürgenç'e
geldiğinde orada başka bir avlu olduğunu belirtiyor. Rizakulinin "Fatarat
Name i Harezm " adlı kitabında
Necmeddin Kubranın biyografisini ve bir çok rubaisini de yazmıştır.[10] Türkmen şairlerinden
Nurmuhammet Andalip bir şiirinde " ol şih Kubra etti Şahadat Meyin Naş
" demekle onun büyüklüğünü dile getirmektedir. Necmeddin Kubra "dinin
büyük yıldızı" ismi zaten onun büyüklüğünü anlatmaktadır. Onun yanında
oturan ve sohbetinde bulunanların davranışlarının olumlu yönde değiştiği
söylenilmektedir. Necmeddin Kübranın bir lakabı da " Şeyh Veli Taraş
"çok veli yetiştiren şeyhtir.
Sufizm
öğretimi insanları dünyanın nimetlerinden vazgeçmeye çağırmaktadır. Onun
nimetlerinden ve zevklerinden az da olsa kanaat etmeyi istemektedir. Sufilerin
çoğu hayata ve topluma önem vermeyerek dilenip yaşıyorlardı. Sufizme
kötümserlik ve pasiflik hakimdi. Bu durumda onlar halka kötü örnek olmuşlardı.
Necmeddin Kubra ise 75 yaşında silahla Moğollar'a karşı çıkıp cesurca savaşmış,
kahraman olarak mücadele vermiş ve şehid olmuştur. Onun cesurluğu,
vatanseverliği öteki şeyhlerden farklılık arzetmektedir.
Necmeddin
Kubranın mozelesi (türbesi) XIV. asırdan günümüze kadar gelen çok önemli bir
anıttır. Sultan Ali ve Piryar Velinin mezarı ile bir avlu içinde bulunmaktadır.
Aynı avlu içinde bir de medrese bulunmaktadır. Etrafları ise büyük bir mezarlık
olarak kullanılmaktadır. Necmeddin Kubra'nın türbesi portal sanatı ile en güzel
şekilde yapılmıştır. Doğudaki kapısından medresenin odalarına geçilmektedir. İbn-i
Batuta (1322-1334) Kutlu Timurun yönetimi zamanında mozeleyi ziyaret etmiştir.
İbn-i Batutanın anlattığına göre" yedi tane adaletli harezm şöhretinin
yatağı diye" söylüyor[11] yani Harezm döneminde
şöhret sahibi yedi kişinin mezarı burada bulunmaktadır diyor. Halkın
söylediklerine göre burada yedi değil sekiz tane mezar bulunmaktadır.
Şeyh Necmeddin
Kubra'nın mozelisinin portalında yazılar kalmış, ama çoğu silinmiştir. İlk defa
yazılar 1920 yılında Yakubovsky tarafından okunmuş ve neşredilmiştir. Portalin yazısının
uzunluğu 522 cm. genişliği ise 38 cm.dir. Ürgençin birçok heykelleri gibi
Necmeddin Kubranın mozelesinin durumunuda kendi efsanesi sağlıyor, o konuda
bilgi veriyor. Ayrıca onun hakkında el yazısıyla yazılmış birçok romanda bu
konuda gerekli bilgiyi vermektedir. Bu romanlar Harezm tarihi olarak değer
kazanmaktadır.
Demek ki
Harezm tarihi mezarın meydana gelmesinde ve efsanelerde şeyhten kalan
özellikler hakkında da bilgi vermektedir. Bunların yanında elle yazılmış şeyler
ve masallarda mevcuttur. Nazar Halimov " Ürgençin Anıtları " adlı
kitap kitabında Necmeddin Kubra ile ilgili şunları yazmıştır;
"
Deniliyor ki o zamanlar Bilgi Hulagu geldiğinde Harezmi darma dağın etmiştir.
Şeyh Necmeddin Kubra da öldürülmüştür. Şeyh ölmeden önce onun bir komşusu
vardı. Doğru ve dürüstlüğü ile tanınan genç adam şeyhe hizmet etmekten
hoşlanıyordu. Şeyhin sevdiği ona hizmet eden Cemilcan isminde de bir öğrencisi
vardı. Bu öğrenci şeyhin yanında olmayınca onun komşusu bütün işleri kendi
görürdü. Kalmık, Harezme baskı yaptığı zaman o genç adam rehin olmuştur ve
Kalmıklar tarafına götürülmüştür.
Harezm
Şahının bir yeğeni vardı. O Harezm Şahının ölümünden önce şöyle bir söz
söyledi:"Benim diğer insanlardan farkım yok. Ben de onlar gibi kendimi
ölüme vermek istiyorum". Kötülüklerle mücadeleye başladı. Önce o kendine
40 tane sadık arkadaş seçti ve bütün Kalmıkları öbür dünyaya gönderdi. O
Harezme şah oldu. Burada adaleti ve doğruluğu yerleştirmeye çalıştı ve bütün
darma dağınık olan şeyleri tamir ettirmeye başladı. Fakat o Necmeddin Kubradan
kalan şeyleri bulamamıştı. Onun mezarını bulup üzerini yaptıramadığı için çok
üzüldüğünü söylüyordu.
Onun zaferini
duyan Cengizhan ordusunu toplayarak Çin ırmağını geçti, fakat bütün ordusu ve o
da onlarla beraber öldü. Bu olaylar onuncu yılda Harazmlilerin zaferinden sonra
olmuştur. O günlerde Kalmıklara rehin olan Şeyhin komşusu kendi vatanında
değişikliklerin olduğunu duyunca Harezme dönmek istedi. O Kuki Suyan
dağlarının yanında bulunuyordu. O dağları ne geçmek ne de üstünden gitmek
mümkün değildi. Ama o bölgeler tatlı otla ve birçok hayvanlar bakımından
zengindi. Burada bir adam onun başka bir bölgeden geldiğini bilince ona bir iş
verdi. Adam ona dedi ki "Bende işleyen insanları kırk gün yediriyorum, bir
gün işletiyorum "diye söyledi. Kırk gün sonra adam bir dana kesti, sonra
onun derisini soydu ve o deriden bir torba dikti. Genç adam onun içine girdi.
Adam torbayı dağın başına götürdü. Kuşlar torbayı parçaladığı zaman içinde
insanı görünce korkarak uçup gitmişlerdir.
Genç adam
dağın başında kıymetli taşları aşağıya doğru döküyordu ve başka bir adam da
onları aşağıdan topluyordu. Adam onları yükledikten sonra genç adama yolu
göstermeyerek gitti. Genç adam dağın başında daha önceden ölmüş insan
kemiklerini görüyor, korkarak ağlıyor ve orada uyuya kalıyor.
Genç adam
rüyasında şeyhi görüyor. Şeyh Necmeddin Kubra ona diyor ki: "Bu dağlardan
kimse sağ geri dönmez. Fakat ben seni Harezme götüreyim. Ama oradaki şaha
benden selam söyle ve benim mezarımın bulunmasında ona yardımcı ol" dedi.
Şimdi uyanmalısın ve yanında bulunan tilkinin(bir rivayette bozkurtun)
arkasından gitmelisin. Genç adam uyanıp tilkiyi gördü ve tilkinin arkasından
gitti, tilki onu bir kampın yanına getirdi. O kampın içinde onun tanıdığı
sesler geliyordu. Onu içeriye davet ettiler ve orada bütün Harezmin ileri
gelenleri, büyükleri, velileri, şeyhleri ve yöneticileri bulunyordu. Ayrıca
Cemilcan, Şeyh Sihabaddin, Şeyh Şerafeddin ıbn-i Acib ve Şeyh Necmeddin Kubra
da bulunuyordu.
Şeyh Necmeddin Kübra dedi:" Oğlum sen
bir ölümden kurtuldun. Bizde mi kalmak istiyorsun, yoksa Harezm'e mi dönmek
istiyorsun?" genç adam ise şöyle cevap verdi:" Şeyhim bana izin
verirse ben vatanıma dönmek istiyorum". O zaman şeyh cebinden karpuz
çekirdeğini çıkardı. Bunun dışı beyaz oluyor, ama onun yumuşak yeri kırmızı
oluyor. Bunun gibi türlü çekirdekleri şeyhin şerefine "Şahid" ismini
taşıyor. Şeyh o gence şöyle dedi:"Bu çekirdekleri ekersin yalnız dallarını
kesmeyeceksin, onun dalı doğuya uzanacak ve iki tane karpuz getirecek. Karpuzun
biri ancak doğu tarafında, diğeri güney tarafa gidecek. Orada Şeyhin başı ve
vucudu yatıyor...
Şeyh
Cemilcan'a komşusunu yolcu etmesini emretti. O genç adamla üç adım gittikten
sonra ona dedi: "Sen artık vatanındasın". Kısa bir zamanda Şeyhin
kerametiyle vatanında olmuştu. Genç adamı komşuları tanıdılar ve direk Harezm
Şahına götürdüler. O artık vatanındaydı. Şeyh Necmeddin Kubra'nın işaret ettiği
yere karpuz çekirdeklerini ekti ve bugünkü mozelenin bulunduğu yeri tesbit
etti. Böylece Necmeddin Kübranın mezarı meşhur herkesin tanıdığı yer olarak
inşa edilmiştir.[12]
Bir gün Şeyh
Necmeddin Kübranın yanına ihtiyar bir kadın geldi ve onu evine davet etti.
Onun küçük bir evi ve büyük bir bahçesi vardı. Şeyh görünce şaşırdı ve düşündü
ki o zamana kadar Harezmde bu kadar güzel bahçeye rast gelmemiş. İhtiyar kadın
dedi ki " Bu bahçe değil, geçmişten kalan bir mezarlıktır". Şeyh
kadına mezarlığa bu kadar güzel baktığı için teşekkür etti.İhtiyar kadın ona:
"Seni buraya çağırmanın sebebi yemek yedirme değil, bu gün gördüğüm
rüyadan dolayı çağırdım" dedi ve rüyasını anlatarak ekledi."Sen şeyh
olacaksın ve düşmanların senin başını bu bahçede vuracaklar". Sonra
ihtiyar kadın onun öleceği yeri ona gösterdi. Şeyh çok sevindi, kadına teşekkür
etti ve o günden sonra ölümüne kadar Necmeddin Kubra sabahları kadının
söylediği yere dua etmek için geliyor ve dua ediyordu.[13] Zaten şu andaki kabirde
mezarlığın içinde bulunmaktadır.
Pirin mezarı
Kutlu Temir, Ürgence hükümdar olduktan sonra inşa edilmiştir. Bina dört tane
odadan meydana gelmektedir. Ön yüzü küzey tarafa baktırılarak kurulmuş olan
külliyenin üzerinde peştağın "p" harfi şeklinde kıymetli yazılar ve
bilgiler günümüze kadar gelmiştir. Bütün eski Ürgençin yirmiye kadar olan eski
anıtlarından sadece bu bina ve iki tane minare kendilerinin kuruluş devirleri
hakkında bilgi vermektedir. Diğer binaların yazıları kaybolmuş ve nerede, ne
zaman, kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Şeyhin kerameti olarak bu bina
çeşitli olaylardan az etkilenerek günümüze kadar gelmiş ve dimdik ayakta
durmaktadır.
Pirin mezarına
süslemeli ve işlemeli güzel bir kapıdan girilmektedir. Mezarın üzeri 1950
yılında mermerden güzel bir şekilde yapılmıştır. Ortada iki tane mezar üstü
bulunmaktadır. Birinin altında Şeyhin vucudu, diğerinin altında ise Şeyhin
şehit olan kellesi bulunmaktadır. Vucut ile baş 50 cm aralıkta aynı yerde
bulunmaktadır. Necmeddin Kubra Moğollar tarafından şehit edildiği vakit boynu
kılıçla kesilmiştir. Bu nedenle vucut ile baş mezarda ayrı ayrı yerlere
konulmuş ve üzeri de ayrı olarak yapılmıştır. Mezarın üzerinde şeyhin sözleri,
ayet ve hadisler yazılı olan kumaş parçaları bulunmaktadır. Tabanı parke ile
döşenmiş ve üzeri Türkmen halısı ile kapatılmıştır. içeri girerken ayakkabı
çıkarılmakta ve ziyaret ettikten sonra oturup dua edilmektedir. Gürhaneye
(Türbe) üç tane pencereden ışık düşmektedir.
Mezarın
çevresindeki duvarda kapıya yakın olan kısımda Necmeddin Kübranın bir rubaisi
bulunmaktadır.
"Az
Suhbat-ı halk söz perişanı nist
Az kala ya
kulun gayr-i heyranı nist
Dost az ama
sustan neşitan kune
An ast ne
ahras puşa yutanı aist "
Bu rubai pirin
öğüt ve tavsiyelerini içermektedir. Geriye dönüp sağ tarafdaki kapıdan
girdiğimiz zaman efsanelerde
söylenen yedi adil Harezm şahlarının mezarlarını görmek mümkündür. Fakat
odadaki mezar sayısı sekizdir. Onlardan sadece biri boyalı taşlarla
süslendirilmiştir. Bu mezarın kime ait olduğu belli değildir. Batısında Harezm
şahlarının gürhanesinin (kabrinin ) karşısında yine bir oda vardır. Bu oda
boştur. Çünkü bu oda medreseyi veya şeyhi ziyaret için gelenlere yapılmış olan konuk odasıdır.
Bir efsanede
Necmeddin Kubranın en eski mezarlıkta gömüldiği söyleniyor. Gerçekten o
bölümlerde çok eski mezar var. Efsanede o mezarlardan birisinde şeyhin talebesi
olan Cemilcanın olduğu söyleniyor. Fakat buranın bekçileri Rızakuli Han,
Cemilcanın mezarına Necmeddin Bağdadininki diye söylemişlerdir. Necmeddin
1216 veya 1219 yılında Harezm Şahı Aladdin Muhammedin fermanı ile öldürülmüş.
Onun ölmüş cesedini çalıp nehire atmışlar. Onun mezarını Necmeddin Bağdadi'ye
ait olduğu sanılmaktadır. Yerli halk suya gark olanları çıkarmış ve eski
mezarlığa gömmüşlerdir. Pir çok sevdiği müridinin kendi ayak ucuna gömülmesini
istediği hakkında rivayetler vardır.[14]
Cemilcan
hakkında müze müdürü Murat Beyin
bize anlattıklarına göre Necmeddin Kubra bu küçük yaştaki çocuğu talebe olarak
almış ve ona tasavvuf terbiyesi vermiştir. Moğollar Ürgenç'i işgal ettikleri
zaman bu talebe de Pire hizmet etmektedir. Pir abdest almak için su getirmesini
söyler. Cemilcan sıcak su getirir. Fakat bir hayli gecikmiştir. Pir
sorar:" Niçin geciktin evladım?" Moğollar beni şehit ettiler, kafamı
da kılıçla kestiler. Pir baktığı zaman Cemilcanın başı yoktur. Cemilcan bir
kuş şekline girmiş ve şeyhine suyu getirmiştir. Niçin sıcak su diye sormuş. O
da efendim bu su ile boy abdesti alın beyaz elbiselerinizi giyin. Çünkü sizi de şehit edecekler demiş ve şeyh
de aynen yapmış bir müddet sonra da şehit olmuştur. Pir şehit olmadan
Cemilcanın mezarını kendi yanına yapılmasını söylemiş ve o şekilde yapılmıştır.
Cemilcanın bir diğer adı da Necmeddin Bağdadidir. Mezarı şeyhin ve pirlerin
mezarı arasındadır. Bağdattan göçüp geldiği için bu lakapla anılmaktadır.
Tarih ve
edebiyatçı olan meşhur ıranlı alim
A. Afarudu 1986 yılında Türkmen doğu bilimcilerine konferans verirken
Necmeddin Bağdadinin Bağdat halifesinin Harzemşahlıların elçilik heyetinde
olduğunu söylemiştir.[15] Daha sonra burada yaşarken
Necmeddin Kubra ile tanışmış ve ona mürit olmuş, hizmet etmiş ve burada da
şehit omuştur, ve Cemilcanın güzel bir şiiri mezarının yanındaki duvarı
süslemektedir.
" Aş
çiyden ınsanın cesetleri çamur oldu
( ve )
binlerce belalar ve dertler dünyada doğdu.
Aşk dikeni ruh
kuma saplandı ( ve derken )
Bir damla
sızdı, ve o damla gönül isimlendirdi."
e) Necmeddin Kubra'nın Eserleri
Necmeddin
Kubraya ait yazılan yazılar ilk nazariyecilerin eski tasavvuf ile İbn-al-
Arabi ve seleflerinin daha uygun selefleri arasında bir intikal teşkil
etmektedir. Eski nazariyeciler gibi Necmeddin Kubrada süfiliğin ameli tarafı
ve bilgi yolundaki safhaları ile meşkul olmuştur. Bununla beraber metafizik
meselelerle uğraşmamıştır. Kendi eserleri İbn al-Arabinin eserleri ile
birlikte XIII. asrın felsefi nazariyelerinin sonraki gelişmesinin esasını ve
temelini teşkil etmiştir.Tasavvuf yolunun en tanınmışlarından ve büyüklerinden
olan Necmeddin-i Kubra hazretleri, zahiri ve batını ilimlerde derin bir alim
olup, islam ahlakı ile ahlaklanmış büyük bir kişidir. ilim öğretmek için çok
gayret etmiş bir alimdir. Allahü Tealaya ibadet etmek ve Onun dinine hizmet
etmekte katiyyen gevşeklik göstermemiştir. Bu yolda kınayanların kınamalarına
aldırmayan, istisnasız bütün insanlara yardım etmeye, faydalı olmaya gayret
eden insanlardan biri olarak anılmaktadır.
Necmeddin
Kubra hakkında yazılan eserlerden bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür.
Safinat al Lavliya, Hazinat al Asfıya, Nafahat al Uns, Tarih-ı Guzıda, Haft
İklım, Macalis al Uşrak, Riyaz al Arifin, Ataş Kada, Taraik al Naka-ik, Macalis
al Muminin, Tabakat-ı N_şiri, Signen al Hallad, Tazkirat al Şuara...[16]
Necmeddin-i
Kubra çok kıymetli eserler ve risaleler yazmıştır. Bazıları şunlardır:
Aynül-Hayat (K. Kerimin tefsiri olup 12 cilddir), Usül-i Aşere, tasavvufa dair
olup talebelerinin ve daha sonra gelen bir çok kimsenin el kitabı olmuştur. Risale
il el Haim, Fevaih-ul Cemal, Adab-üs Süfiyye, Risale-i Necmeddin,
Sekinet-üs-Salihin, Risale-i Sefine[17]... ve daha başka eserleri
ve risaleleri de vardır.
f) Kubreviye Tarikatının Türkmen Toplumuna Etkisi
Türkmenler
arasında İslamın hızla yayılmasında en önemli faktörlerden biri tasavvuf ve
tarikat hareketleridir. İslami değerlerin fert ve toplumlarda en iyi şekilde
yerleşip yaşanır hale gelmesi idealine hayatlarını vakfetmiş olan cemaatler
tebliğ faliyetine büyük bir önem vererek adeta İslam'ın misyonerliğini
yapmışlardır.İslamda misyonerlik faliyetini üstlenmiş özel bir teşkilat
olmamakla birlikte gönüllü bir faliyet olarak cemaatler bu görevi
yapmaktadır.Sırf islamı tebliğ etmek düşüncesiyle buralara gelen insanlar
olmuştur.
İslamın
yayılma dönemlerinde bir nevi ileri karakol görevini üstlenen Kubrevi tarikatı
üyeleri henüz İslamın ulaşmadığı toplumların arasına karışarak, kendilerine has
sevdirici, okşayıcı ve ikna edici üslüp ve yaklaşımlarıyla İslam'ı tebliğ
etmişler. Böylece bu bölgelerin resmen İslam topraklarına katılmasını
kolaylaştırmışlardır. İslamiyet kalıcı bir şekilde yerleşmiştir. Bundan Allah
dostu ve gönül insanlarının islamı tebliği sırasında sergiledikleri ihlasın ve
kullandıkları sevdirici metodun çok büyük tesiri olmuştur.
Türklerin
İslam'ı kitleler halinde kolaylıkla kabul etmelerinin arka planında yatan en
önemli sebep bu gönül insanların samimi tavır ve davranışlarıdır. ıslamın Orta
Asya topraklarında hızla yayılmasıyla birlikte, Gönül erleri bölgeyi bir ağ
gibi sarmış, Herat, Nişabur, Merv, Buhara, Fergana ve daha bir çok şehirlerde
bu insanlar irşad ve tebliğ faliyetini sürdürmüşlerdir. Bu topraklarda yaşayan
her insan bu gönül erlerinin hizmetlerinden faydalanmış ve onları bağrına
basmış ve istifade etmesini bilmişlerdir. Moğol istilasının sürdüğü bunalımlı
dönemlerde de tarikatlar insanların en emin ve huzurlu sığınağı
olmuştur."İslam dünyasının sınır bölgesi durumunda olan Orta Asya en yoğun
tasavvufi faliyete sahne olmuş; önce Yeseviye ve Kubreviye daha sonra da
Nakşibendiye tarikatı kurularak müslümanları maddi ve manevi himayelerine
almışlardır".[18]
Bu hizmet
erleri İslamı tebliğ ve onu dış tehditlere karşı muhafaza etme görevlerini
birlikte üstlenerek, Türk dünyasının hızla müslümanlaşmasında ve orada islamın
kalıcı bir şekilde yerleşmesinde en aktif rolü üstlendiği gibi: Orta Asya Rus
ışgali döneminde dini değerlerin muhafazasında da en etkili rolu
üstlenmişlerdir.
Tarikatler
geniş ve birbirinden farklı coğrafyalarda, aynı ilkeler doğrultusunda dini,
siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel hayatımızı içine alan geniş bir etki alanı
oluşturmuştur.Özellikle Türkmenlerin İslam dini ile tanışmasının, benliklerini
ve varlıklarını devam ettirmesinde ayrı bir önemi vardır. Müslümanlık sayesinde
Türkmenler milli kimliklerini muhafaza etmişlerdir. Eğer Türkmenler tarih
sahnelerinde varlarsa bunu müslüman olmalarına borçludırlar. Türkmenlerin
nezaketinden, terbiyesinden, fedakarlığından, inceliğinden, muhteşem edebinden,
ince ruhluluğundan, devlet anlayışından ve daha pekçok insanı vasıflarından
iftiharla söz edebiliyorsak bu dini terbiye ile gerçekleştirilmiştir.
İslam dininin
temel gayesi insanın kötlüklerden arındırılması nefsin terbiye edilmesi, gönlün
zenginleştirilmesi, güzel ahlakla donatılıp, dinine memleketine, milletine
faydalı insan yetiştirmeyi sağlamasıdır. Bu değerlerin Türkmenistan
topraklarında ve Türkmenler arasında yayılmasında Kubrevi tarikatının büyük
etkisi olmuştur.
III-SONUÇ
Tarikatlar
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde hızlı değişen sosyo-ekonomik yapının yarattığı
güvensizlik ortamında bir tür sosyal güvenlik mekanizması olarak görev
üstlenmektedir.Temelde toplumsal ilişkilerde hem de değerler ve dünya görüşü
düzeyinde uyuma yönelik güçlü mekanizmalar geliştirmektedir.Genel olarak
bakıldığında başlangıçta bir imar ve iskan aracı olan tarikatlar,bu dönemde çok
önemli bir sosyolizasyon mekanizmasıdır.Tekkeler hem yolcu ve mensuplar için
misafirhane hem de hasta ve yoksullar için bir tedavi ve yardım merkezi
olmuştur.
Kübrevi
tarikatının Türkmenistan'da Sovyet öncesi dönemdeki görüntüsünü görmek mümkün
olmamakla birlikte, hala eski etkilerini ve tesirini günümüzde de görmek
olanaklıdır.Tarikatlar dini hala içten ve daha sıkı bir şekilde yaşamak
arzusundan kaynaklanan ikaz, itiraz ve protestoların tezahürleri şeklinde
ortaya çıktıkları görülmektedir ve nitekim İslamiyette ilk zuhd hareketi de bu
şekilde başlamış ve daha sonra tasavvuf cereyanı huvviyetine bürünerek, yüksek
seviyede büyük mutasavvıfların yetişmesine imkan verirken,halk katında da
tarikat cemaatlerinin vucud bulmalarına imkan vermiştir. Zaten tarikatın
lugatta ki manası,tutulan veya gidilen yol, anlamına gelirken, istilahta
"Allah'a erişmek için ruhun takip ettiği yolu"ifade etmektedir.
Her toplumun
ahlaki oluşumunda,dini inançların katkı ve yönlendirmesini unutmamak gerekir.
Köklü bir dini geleneği olan Türkmenlerin de oturmuş ve etkili ahlaki değerleri
vardır. Doğruluğu prensip edinen Türkmenler arasında cinayet, zina, yalan gibi
yüz kızartıcı suçların yok olmasında Kubrevi tarikatının etkili olduğu görülmektedir.
Bu tarikatın etkisiyle, büyüklenme, söz taşıma, yani gıybet etme gibi kötü
görülen davranışlar ortadan kaldırılmıştır.Bunun yanında azimli, çalışkan,
hareketlive onurlu insan olmayı tavsiye etmiştir. Bu hareket göçebe olan
Türkmenlerin yerleşik hayata geçiş sürecini hızlandırmış, İslamdan aldıkları
değerler sayesinde, mili benliklerini her türlü baskıya rağmen korumak ve
geliştirme imkanı elde etmişlerdir.
Bilindiği gibi
her tarikatın temelinde dini yaymak ve insan nefsini terbiye fikri bulunmaktadır.
Her dini tarikat içinde belirti, statü, norm ve dini roller vardır. Tarikatlar
geleneksel inanç sistemine getirilen yeni yaklaşımlardır. Tarikatlar üyelerine
doyum sağlar ve onların kendi sorunlarına çözümler bulmasını amaçlayan dini
görüşlerdir. Tarikatlara giden kimseler genellikle sıkıntı ve sitreslerini
atmak için bu kurumlara sığınma ihtiyacı duyan kimselerdir. İnsanlardaki bir an
bile olsa problemlerden kurtulmak düşüncesi, bu tip kurumların oluşmasında
etkili olmuştur. Bireylerin bu tür tarikatlara girmesinde sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel olayların da
etkisi vardır.
* C. Ü. İlahiyat Fak. Öğ. Üyesi, 1995-98 yılları arasında Türkmenistan'da sahası ile ilgili araştırma yapmıştır.
[1] Oğul Nebat HAYTOVA,50 yaşında,üniversite mezunu, Aşgabatta Türkmen-Türk Üniversitesi'nde çalışmaktadır.
[2] Türkmen Sovyet Ansiklopedisi "Köhne-Ürgenç" IV İlimler Akademisi yayını,Aşgabat,1982,s.502-503.
[3] A.YAKUBOVSKİ,Köhne-Ürgenç'in Anıtları, Ruh yayınları, Aşgabat, 1920,s.37.
[4] Türkmen Sovyet Ansiklopedisi,"Necmeddin Kubra'nın Mozelisi" IV,İlimler Akademisi yayını, Aşgabat,1984,s.165.
[5] Massignon L. Kubrevi Maddesi, İslam Ansiklopedisi, X, M E B yayını, Ankara,1974,s.162
[6] Ahmet Güner ENGİN,Tarikatlar Ansiklopedisi,Milliyet yayınları,İstanbul, 1991, s.208
[7] Selçuk ERAYDIN,Tasavvuf ve Tarikatlar,Marifet yayınları, İstanbul,1990,s.398
[8] A.G.ENGİN,a.g.e.,s.208
[9] Massignon, Kubrevi Maddesi, İ A,X, s.164
[10] Nazar HALİMOV,Kadimi Ürgenç'e Seyahat,İlim yayınevi,Aşgabat,1991,s.41
[11] Nazar HALİMOV, a.g.e.,s.43
[12] Nazar HALİMOV, a.g.e.,s.52-64
[13] Yahşi Murad AŞIROV,Müze müdürü,40 yaşında,üniversite mezunu,Köhne-Ürgenç'te yaşıyor.(Araştırmacı tarafından yapılan video röportajından alınarak yazılmıştır).
[14] Nazar HALİMOV,a.g.e.,s.68
[15] Nazar HALİMOV,a.g.e.,s.69
[16] Massignon, Kubrevi Maddesi İ A, X, s.164-165
[17] Evliyalar Ansiklopedisi,"Necmeddin Kubra",IX.cilt,Türkiye Gazetesi yayını, İstanbul, 1992,s.312
[18] Osman TÜRER,"Türk
Dünyasında İslamın Yayılması ve Muhafazasında Tasavvuf ve Tarikatların
Rolü",Yeni Türkiye Dergisi, XV
15,1997, Ankara, s.174